senin bu ellerinde ne var

Site De Rencontre Gratuit Dans Le 27. Haberler > Hangi Şiir Seni Anlatıyor? - 1138 - 1446 Her Türk şair doğar; bu yüzden hepimiz dizelerin askerleriyiz. Peki hangi mısralar seni anlatıyor? 1. Hangisi daha vefasızdır? 2. Peki bu vefasızlığın panzehiri nedir? 3. Bir edebi sanat seç! 4. "Aşk"ı bir şeye benzet! 5. Peki ya ayrılığı bir şeylere benzet desem! 6. Bir tablo seç! 7. Her Allah'ın günü gözünü neye açıyorsun? 8. Bir şekil seç.. Bu şekiller psikologlar tarafından geliştirilmiş olup karakter analizi için kullanılır! 9. Son olarak... Mutluluğun resmini çizebildin mi Abidin? "Sevgi Duvarı / Can Yücel" çıktı! sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksakör karanlıkta açardık paslı gözlerimizidilimizde akşamdan kalma bir küfürsalonlar piyasalar sanat sevicileriderdim günüm insan içine çıkarmaktı seniyakanda bir amonyak çiçeğiyalnızlığım benim sidikli kontesimne kadar rezil olursak o kadar iyiŞiirin tamamı için sevgi duvarı "Hatırlat da Haziran'ın Sonlarında Çocukluğumu Yakalım / Ah Muhsin Ünlü" çıktı! Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirimBelki de şair olurum seni de aldırırım yanımaBilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsünYani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün. -Haydi iç de çay koyayım. Şiirin tamamı için hatırlat da haziran sonlarında çocukluğumu yakalım "Elimden Gelen Bu / Attila İlhan" çıktı! Elimden gelen bu ben iki kişiyim İkisi birden çıkmaya uğraşıyor Bilmem ki hangisinden nasıl vazgeçeyim Birisi yeni baştan serüvene başlamış Öbürü silahında son mermiyi sıkıyor Çoğalmak neyse ne azalmak zor Şiirin tamamı için elimden gelen bu "Beklenen / NFK" çıktı! Ne hasta bekler sabahı,Ne taze Ölüyü mezar,Ne de şeytan bir günahı,Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni,Yokluğunda buldum seni;Bırak vehmimde gölgeni,Gelme, artık neye yarar? "Kuyruklu Şiir / Orhan Veli" çıktı! Uyuşamayız sevgilim, yollarımız ayrı;Sen ciğercinin kedisi ben sokak yiyeceğin kalaylı kaptaBenimki aslan ask rüyası görürsün ben kemik. Ama seninki de kolay değil, kardeşim;Kolay değil hani,Böyle kuyruk sallamak tanrının günü. "Yaşamaya Dair / Nazım" çıktı! Yaşamayı ciddiye alacaksın, ... Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,Yaşamak yanı ağır bastığından. Şiirin tamamı için yaşamaya dair "Göğe Bakma Durağı / Turgut Uyar" çıktı! Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalımTuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorumBu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibiSularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyorSeni aldım bu sunturlu yere getirdimSayısız penceren vardı bir bir kapattımBana dönesin diye bir bir kapattımŞimdi otobüs gelir biner giderizDönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güçBir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsinSeni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlatDurma kendini hatırlatDurma göğe bakalım Şiirin tamamı için göğe bakma durağı "Cemal Süreya / Aşk" çıktı! Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmayaBir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamızSeni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyorduİki kere öpeyim desem üçün boynu bükükYüzünün bitip vücudunun başladığı yerdeMemelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik Şiirin tamamı için aşk "Edip Cansever / Tragedyalar IV" çıktı! StepanDuymuyorum ben acılarımı. ve yitirdim çoktanYitirdim bütün karşıtlıkları. ne umutNe umutsuzluk, ne hiçbir şeyKurtaramaz varlığımı benim. ve yoğun bir anlamsızlığın içindeSanki renksiz, boyutsuzVe göksüz, zamansız bir evrendeTek çıkar yol yaşamaksa lusinYaşıyorum ben de kaygısızDeğişmez bir anlamsızlığı böylece. LusinYani bir çıkmazı sürdürüyorsun kısacaBu yitiriş kendini, bu çöküşSanki bir üstünlük duygusu veriyor sana Şiirin tamamı için tragedyalar "Asaf Halet Çelebi / İbrahim" çıktı! Haberler > Yüreğinize Dokunacak! Türk Edebiyatı'na Damgasını Vurmuş Şâirlerden Mutlaka Okumanız Gereken 20 Şiir - 1547 Charles Bukowski'nin de dediği gibi, 'Şiir yazmanın insanı uçurumun kenarına sürükleyen bir yanı var.' Türk edebiyatına damgasını vurmuş şâirlerin, bu şiirleri yazarken uçurumun kıyısında dolaştığı ise sugötürmez bir gerçek... 20. Nâzım Hikmet - Ağlamak Meselesi Nasıl etmeli de ağlayabilmeliFarkına bile varmadan?Nasıl etmeli de ağlayabilmeliAyıpsız,Aşikâre,Yağmur misali?Neylersin alışkanlıkİçin kan ağlarken yüzün gülerDikilitaş gibi dinelirsin erişmek ne müşkülmüş meğer,Anneler gibi ağlamanın yiğitliğine? 19. Cemal Süreya - Vapuru Sesinde ne var biliyor musunBir bahçenin ortası varMavi ipek kış çiçeğiSigara içmek için Üst kata çıkıyorsunSesinde ne var biliyor musunUykusuz Türkçe varİşinden memnun değilsinBu kenti sevmiyorsunBir adam gazetesini katlarSesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler varBanyonun buzlu camıBirkaç gün görünmedinOkul şarkıları varSesinde ne var biliyor musunEv dağınıklığı varİki de bir elini başına götürüpRüzgarda dağılan yalnızlığınıDüzeltiyorsunSesinde ne var biliyor musun Söylemediğin sözcükler varKüçücük şeyler belkiAma günün bu saatindeAnıt gibi dururlarSesinde ne var biliyor musunSöylenmemiş sözcükler var 18. Gülten Akın - Deli Kızın Türküsü Sana büyük caddelerin birinde rastlasam Elimi uzatsam tutsam götürsem Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak Anlasan Elimi uzatsam tutamasam Olanca sevgimi yalnızlığımı Düşünsem hayır düşünmesem Senin hiç haberin olmasa Senin hiç haberin olmaz ki Başlar biter kendi kendine o türkü Yağmur yağar akasyalar ıslanır Bulutlar uçuşur geceleyin Ben yağmura deli buluta deli Bir büyük oyun yaşamak dediğin Beni ya sevmeli ya öldürmeli Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa Böcekler gibi başlamalı yeniden Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta Yan garipliğine yürek yan Gitti giden 17. Attilâ İlhan - Mahur Beste Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız O mahur beste çalar müjganla ben ağlaşırız Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı Gittiler akşam olmadan ortalık karardı Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara Geceler uzar hazırlık sonbahara 16. Can Yücel - Buluşmak Üzere Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenceden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine doğdu belki de İşte çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya Çakmak çakmak gözleri Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım 15. Özdemir Asaf - Ben Değildim Bir akşam-üstü pencerenden bakıyordun Ağır ağır, yollara inen karanlığa. Bana benzeyen biri geçti evinin önünden. Kalbin başladı hızlı hızlı çarpmaya... O geçen ben gece, yatağında uyuyordun... Uyanıverdin birden, sessiz dünyaya. Bir rüyanın parçasıydı gözlerini açan, Ve karanlıklar içindeydi odan... Seni gören ben değildim. Ben çok uzaktaydım o zaman, Gözlerin kavuştu ağlamaya, sebepsiz ağlamaya. Artık beni düşünmeye başladığından Bıraktın kendini aşk içinde yaşamaya... Bunu bilen ben kitap okuyordun dalgın... İçinde insanlar seviyor, ya da ölüyorlardı. Genç bir adamı öldürdüler romanda. Korktun, bütün yininle ağlamaya başladın...O ölen ben değildim... 14. Sezai Karakoç - Mona Rosa Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz kırık kuş merhamet ister. Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak aya karşı kirli çakallar, Ürkek ürkek bakar tavşanlar Rosa bugün bende bir hal var. Yağmur iri iri düşer toprağa,Ulur aya karşı kirli pencereni perdeleri çek, Mona Rosa seni bakışın ölmem için yetecek. Anla Mona Rosa ben bir deliyim. Açma pencereni perdeleri ağaçları, söğüt gölgesi, Bende çıkar güneş nişan yüzüğü bir kapı sesi. Seni hatırlatır her zaman ağaçları, söğüt en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte mumun ardında bekleyen rüzgar, Işıksız ruhumu sallar da en ıssız yerlerde ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor belli olur bir kadın, Denizin dibinde geziyor ellerin ve ne de çabuk geçiyor Mona. Saat onikidir söndü lambalarUyu da turnalar girsin rüyana, Bakma tuhaf tuhaf göğe bu ne de çabuk geçiyor gelir incir kuşları, Konarlar bahçemin rengi ak kiminin sarı. Ah beni vursalar bir kuş gelir incir ben Mona Rosa bulurum seni İncir kuşlarının doldurur bu boş yelkeni. O masum bakışların su ben Mona Rosa bulurum kırgın bakma yüzüme Rosa. Henüz dinlemedin benden aşkım uymaz öyle her saza. En güzel şarkıyı bir kurşun kırgın bakma yüzüme inan bana muhacir kızı, Dinle ve kabul et itirafımı. Bir soğuk, bir mavi, bir garip sızı Alev alev sardı her inan bana muhacir sonra büyürmüş başak, Meyvalar sabırla gün gözlerimin ta içine bak Anlarsın ölüler niçin sonra büyürmüş bilezikler o kokulu ten Cevap versin bu kuş tüy ki can verir gülümsesen, Bir tüy ki kapalı geceye bilezikler o kokulu Rosa. Siyah güller, ak güller. Geyve'nin gülleri ve beyaz kırık kuş merhamet ister, Ah senin yüzünden kana batacak. Mona Rosa. Siyah güller, ak güller. 13. Ahmet Haşim - Merdiven Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta...Eğilmiş arza, kanar, muttasıl kanar güller;Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta,Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta... 12. Yahya Kemal Beyatlı - Bir Başka Tepeden Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir oldukça, gönül tahtıma keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre revnaklı şehirler görülür dünyada,Lakin efsunlu güzellikleri sensin derim, en hoş ve uzun rü'yadaSende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. 11. Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar ISokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında; Yürüyorum, arkama bakmadan karanlığa saplanan noktasında,Sanki beni bekleyen bir hayal gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık; Biri benim, biri de serseri damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor; Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi çilekeş yalnızların annesi; Kaldırımlar, içimde yaşamış bir duyulur, ses kesilince sesi; Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta; Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum! Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta; Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin; İki yanımdan aksın, bir sel gibi tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları! Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim; Örtün, üstüme örtün, serin gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...IIBaşını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,Etinle, kemiğinle, sokakların malısın! Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,Erimiş ruhlarınız bir derdin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş, senin de ne eş, ne arkadaşınız var; Sükût gibi münzevî, çığlık gibi taşınacak bir kuru başınız var; Onu da, hangi diyar olsa atlı süvari, koştur, atını, koştur! Sonunda kabre çıkar bu yolun kaldırımlar kadar seni anlayan olur...Ne senin anladığın kadar, kaldırımları...IIIBir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,Vecd içinde başı dik, hayalini gözlerine, bir ân, gözüm değince,Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir bir kahkaha duysam yaralanırım; Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,Görsem pencerelerde soyunan bir bugün bir acı duymasın gözyaşımdan; Bana rahat bir döşek serince yerin altı,Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan... 10. Turgut Uyar - Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalımŞu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarındanBebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarındanDurmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtarŞu aranıp duran korkak ellerimi tutBu evleri atla bu evleri de bunları daGöğe bakalımFalanca durağa şimdi geliriz göğe bakalımİnecek var deriz otobüs durur inerizBu karanlık böyle iyi afferin TanrıyaHerkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorumHırsızlar polisler açlar toklar uyusunHerkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumamHerkes yokken biz oluruz biz uyumıyalımNasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklardaBeni bırak göğe bakalımSenin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalımTuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorumBu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyorSeni aldım bu sunturlu yere getirdimSayısız penceren vardı bir bir kapattımBana dönesin diye bir bir kapattımŞimdi otobüs gelir biner giderizDönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güçBir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsinSeni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlatDurma kendini hatırlat Durma göğe bakalım 9. Ahmed Arif - Ay Karanlık Maviye Maviye çalar gözlerin, Yangın mavisine Rüzgarda asi, Körsem, Senden gayrısına yoksam, Bozuksam, Can benim, düş benim, Ellere nesi? Hadi gel, Ay karanlık... İtten aç, Yılandan çıplak, Vurgun ve bela Gelip durmuşsam kapına Var mı ki doymazlığım? İlle de ille Sevmelerim, Sevmelerim gibisi? Oturmuş yazıcılar Fermanım yazar N'olur gel, Ay karanlık... Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz. En leylim gecede ölesim tutmuş, Etme gel, Ay karanlık... 8. Orhan Veli Kanık - Güzel Havalar Beni bu güzel havalar mahvetti,Böyle havada istifa ettimEvkaftaki böyle havada alıştım,Böyle havada aşık oldum;Eve ekmekle tuz götürmeyiBöyle havalarda unuttum;Şiir yazma hastalığımHep böyle havalarda nüksetti;Beni bu güzel havalar mahvetti. 7. Ece Ayhan - Fayton Erol Gülercan'aO sahibinin sesi gramofonlarda çalınan şeyİncecik melankolisiymiş yalnızlığınınİntihar karası bir faytona binmiş geçerken ablamCaddelerinden ölümler aşkı pera'nınEsrikmiş herhal bahçe bahçe çiçekleri olan ablamÇiçeksiz bir çiçekçi dükkanının önünde durmuşTüllere sarılmış mor bir karadağ tabancasıylaZakkum fotoğrafları varmış cezayir menekşeleri camekândaBen ki son üç gecedir intihar etmedim hiç, bilememİntihar karası bir faytonun ağışı göğe atlarıyla birlikteCezayir menekşelerini seçip satın alışından olabilir mi ablamın. 6. Ahmet Muhip Dranas - Olvido Hoyrattır bu akşamüstüler saltanatıyla gitti mi bir defaYalnızlığımızla doldurup her yeriBir renk çığlığı içinde bahçemizden,Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdanLavanta çiçeği kokan kederleri;Hoyrattır bu akşamüstüler dalga hücum edip pişmanlıklarUnutuşun o tunç kapısını zorlarVe ruh, atılan oklarla delik deşik;İşte, doğduğun eski evdesin birdenYolunu gözlüyor lamba ve merdiven,Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşikVe cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar...Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledirKağıtlarda yarım bırakılmış şiir;İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşıHatırlar bir gün bir camı açtığını,Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...Bütün bunlar aşkın uçup gitmiş olmalı bir yazlaHalay çeken kızlar misali sizler! ey geçmiş zaman etekleri,İhtiyaç ağaçlı, kuytu bahçelerdenAyışığı gibi sürüklenip giden;Geceye bırakıp yorgun erkekleriSalınan etekler fısıltıyla, âşığın dönüşünü beklerYalan yeminlerin tanığı çiçeklerArtık olmayacak baharlar ömrün en güzel türküsü aldanış!Aldan, geçmiş olsa bile ümitsiz kış;Her garipsi ayak izi kar içindeDönmeyen âşığın serptiği sen! ey sen! Esen dallar arasındanBir parıltı gibi görünüp kaybolanNe istersin benden akşam saatinde?Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;Hatıraların bu uyanma vaktindeSensin hep, sen, esen dallar unutuş! kapat artık pencereni,Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;Çıkmaz artık sular altından o duman yükselir gibidir kederdenMacerası çoktan bitmiş o gecenle yayıl dört yanımaEy unutuş! kurtar bu gamlardan beni 5. Ziya Osman Saba – Misak-ı Milli Sokak No. 37 Ah, şimdi hatıralar mahallesindeMisakımilli sokak bütün evler, bütün ömür içinde,Mesut olduğumuz bir gün karşımıza döşediğimiz bir çift küçük diyeyim bilmem kiGönül sarayı, aşk yuvası...Akşamlar iner 'kaymak yoğurt'çularlaKaldırımlar benim için ilerler bozacılarla,Derken bir komşu biri komşu arsaya bakar,Ötekinin önünde bir havagazı feneri;Rüzgarla açılıp kapanırdı ışığı,Geceleri...O geceler, doğan günler orada,Kaderlerin en güzelini sokağı orada dünyayı sokağı! SeninEsen rüzgar, yağan karını önüne her oturuşta seyrettiğim,Arnavut kaldırımlarını çocukluk oyunu mu oynadık orada?Sen gelin olmuştun, ben öyle güzel; ben daha genç,Yepyeni, taptazeydi her zaman o sokağa yolum düşse şimdi,Ayaklarım geri geri cansızdır elbet, insanlar vefasız,Komşumuz başkalarına komşuluk perdeler aşılmış penceresi,Bir vakitler içinde çocuğumun kiracılar evlatsız besbelli-Şimdi birkaç saksının birliği etmiş şimdi saksılar, perdeler,Elektrik lambasıyla değiştirilen sokağa ne zaman yolum düşse, bir sesGünler geçti, geçti, geçti... der. 4. Rıfat Ilgaz – Leylaklarını Anlatıyorum Leylak getiriyorsun bana güneşli bir günOnu saçlarından topladığın belliBir leylak bahçesisin karşımdaBöyle kucağında kalsa daha iyiBir vazoya bırakıp gidiyorsunSen gidiyorsun leylaklar kalıyor mu sankiÖnce renkleri gidiyor arkandanNesi varsa gidiyor soyunarakHer vazoya baktıkça karşımdasın ne tuhafHer kokladıkça dönüp dönüp geliyorsunDüşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçeYaprak yaprak gelişiyorsunLeylak leylak bakıyorsun gözlerimin içineÖlümsüz bir mevsim oluyorsun 3. Ahmet Hamdi Tanpınar - Ne İçindeyim Zamanın Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare, geniş bir anınParçalanmaz garip rüya rengiyleUyuşmuş gibi her şekil,Rüzgarda uçan tüy bileBenim kadar hafif sükutu öğütenUçsuz bucaksız değirmen;İçim muradına ermişAbasız, postsuz bir bende bir sarmaşıkOlmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışıkOrtasında yüzmekteyim. 2. Melih Cevdet Anday - Çok Güzel Şey Yaşamak güzel şey doğrusuÜstelik hava da güzelseHele gücün kuvvetin yerindeyseElin ekmek tutmuşsa bir deHele tertemizse gönlünHele kar gibiyse alnınYani kendinden korkmuyorsanKimseden korkmuyorsan dünyadaDostuna güveniyorsanİyi günler bekliyorsan heleİyi günlere inanıyorsanÜstelik hava da güzelseYaşamak güzel şeyÇok güzel şey doğrusu. 1. Cahit Sıtkı Tarancı - Yaş Otuz Beş Yaş otuz beş! yolun yarısı gibi ortasındayız çağımızdaki cevher,Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,Gözünün yaşına bakmadan kar mı yağdı ne var?Benim mi Allahım bu çizgili yüz?Ya gözler altındaki mor halkalar?Neden böyle düşman görünürsünüz,Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?Zamanla nasıl değişiyor insan!Hangi resmime baksam ben o günler, o şevk, o heyecan?Bu güler yüzlü adam ben değilim;Yalandır kaygısız olduğum meyal şeylerden ilk aşkımız;Hatırası bile yabancı beraber başladığımız,Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;Gittikçe artıyor başka rengi de varmış!Geç farkettim taşın sert insanı boğar, ateş yakarmış!Her doğan günün bir dert olduğunu,İnsan bu yaşa gelince sarı nar kırmızı sonbahar!Her yıl biraz daha dönüp duruyor havada kuşlar?Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?Neylersin ölüm herkesin uyanamadın nerde, nasıl, kaç yaşında?Bir namazlık saltanatın olacak,Taht misali o musalla taşında. Ahlak nedir? İnsana has yani insanda bulunması beklenen, doğuştan gelen ve üzerine eklenebilen bütün iyi ve güzel huylardan ne varsa hepsidir. Hayvanları ayırırken ahlaklı ahlaksız diye ayırmak uygun olmaz ama bu ayrım insanı iyi ve kötü’ diye ayırmaya ve taraf olmamıza sebep olmuştur. Evet taraf! Seçimlerimiz belki de en hakiki varolma biçimlerimizdir. Eğri ya da doğru… Hepsi bizimdir ve her seçim bize ders niteliğindedir. Bu yüzdendir ki insan ânılırken, tabir edilirken yahut insandan bahsedilirken “Eşref-i Mahlukat” diye hitap edilir. Yani; Yaratılmış tüm mahlukatların en şereflisi. Demek ki Ahlak’ sadece kadına dayatılan, kadından beklenen, kadında özellikle bacak arasında aranılan, yalnızca onda olması gereken ve erkeklerde aranmayan, önemsenmeyen, olmasa da olur diyebileceğimiz bir şey değil de tam aksine kadın-erkek ayırt etmeden tüm İNSAN’da olması istenilen beklenilen güzeli olursa iyisi doğrusu bu olduğu yaratıcımız tarafından da 4 kitabında bize söylenendir. Yere tükürmek, sünkürmek, toplu kullanılan alanları temiz tutmamak ya da sana özel eşyaları sen temizlemiyorsan eğer, başka gören dokunan temizleyen yıkayan var nasıl olsa diye temiz tutmamak ahlaksızlıktır! Küfretmek ahlaksızlıktır! Hak yemek ahlaksızlıktır! Çalmak ahlaksızlıktır! Yetim hakkı yemek ahlaksızdır! Tehdit etmek, korkutmak, kötü davranmak, zulmetmek ahlaksızlıktır! İnsana, cana, canlıya, bitkiye ağaca, hayvana yapılan her türlü zulüm ahlaksızlıktır! Trafikte dosdoğru gitmeme… Kadın şoför görüp onu sıkıştırma… Yolda yalnız yürüyen kadın gördüğünde laf atma, rahatsız etme onu tedirgin etme ahlaksızlıktır! Taciz etmek ahlaksızlıktır! Sırf kısa veya açık giydi diye ya da ne farkeder kara çarşafa da bürünse kadın’ diye bir insana kötü damga vurmak, kendini temiz, namuslu sanıp da o kadına, kadınlara aşağılayıcı gözle bakmak, imâda bulunmak hatta alenen hakaretvari söz söylemek… Kılığı kıyafeti açık saçık, gösterişli diye kendinde ona tecavüz etme hakkını bulmak ya da sıkıştırıp faydalanma arzunu gerçekleştirme niyetinde olmak ve buna onu zorlamak ahlaksızlıktır!Gıkı çıkmayan, kendini savunamayan engelli, sakat, yaşlı, çocuk, hayvan farketmeksizin tecavüz ve istismarda bulunmak sapmışlığın en şerlisi ve koskocaman ahlaksızlıktır! Hor görmek, hakaret etmek, kendini üstün görmek, şu dağları ben yarattım’ dercesine ukalaca bir tavırla, kibir giyip, kibirle beslenmek, insanları ezmek, küçük düşürmek ahlaksızlıktır! Denize, piknik alanlarına atıklarını, çöplerini öylece bırakmak ahlaksızlıktır! Göz hakkı bir iki tane veya doyasıya yemek dışında hayrat için dikilen kırdaki, dağdaki, bayırdaki meyve veren ağaçları yaş iken kesmek, zarar vermek, dallarını kırmak, yediğinden fazlasını ziyan etmek ahlaksızlıktır! Komşuna küsüp bahçene, tarlana girmesinler diye onun tavuğunu, ineğini zehirlemek ahlaksızlıktır! Çocuklarının eve arkadaşları geldiğinde o arkadaşları içeride oturtup kendi çocuklarını gizlice mutfakta yedirip içirmek, o çocukları ayırt etmek, paylaşmamak ahlaksızlıktır! Yalan söylemek, kandırmak insanları ezip sömürmek ahlaksızlıktır! Sırf teni senden esmerce diye arap, zenci’ ya da aynı mezhepten değilsiniz diye o alevi aşı yenmez, suyu içilmez’ deyip de kendini üstün ırk, üstün mezhep, üstün millet, üstün insan olarak görmen ahlaksızlıktır! Ve dahası… Vicdanının sesini duymadığında yaptığın her türlü kötülük kötü ahlaktan, duyduğunda seni tutan koruyan, seni tutup korurken de başkalarına zarar vermeni engelleyen içinde duyduğun o ses de güzel ahlaktandır. Aklıma ilk gelen örneklerle kadının da erkeğin de ahlaksızlık yapabileceğini, insanın dünyaya gelmişliğinden beri türlü türlü kötü huylarımızın olduğunu söylerken daha nice örneklerle maalesef bunu çoğaltılabileceğimizi de biliyorum. İnsanız, özümüz beşer, elbet şaşarız! Eksiliriz de, kirleniriz de… Çamura da düşeriz, pise de bulaşırız. Olmaz girdaplara, dehlizlere de gireriz. Sürünürüz de. Kul’uz çünkü.. İnsan kadarız. Yanılmak, yazgısına yazılmıştır insanın. Ve bu düşüşler daha da güçlenip ayağa kalkalım diye başımıza dolanmıştır. Çünkü bize gecenin ardında gün var’ diyen “Bir” müjdeleyicimiz vardır! Hasılı ahlak; Doğuştan gen danteliyle gelen özelliklerin yanısıra sonradan da öğrenilip eklenebilinen iyi ve kötü huylarımızdır. İnsan aciz, eksik, yanılabilir ama düzeltip değişebilir olduğunun farkındaysa eğer.. Ben oldum’ deyip daha büyük hata yaptığını görmeyecek kadar körleşmemişse hâlâ ümitvar olmak da hakkımızdır. Çok sevdiğim yazarım Dücane Cündioğlunun da dediği gibi; “Yaşamı boyunca hiç yanılmamış bir aptal olmaktan sakın ey talib, çünkü sen kirlenmemekle değil arınmakla mükellefsin.” sözünü bir an olsun düşünüp silkelenmeye kalkışıyorsak ne mutlu bize. Kire kir eklemektense değişmek isteme çaban, arınıp güzel insan olma gayreti içinde olman ibadettendir. Ve asla o kötülere teslim olmadan, yenilmeden onlarlaşmadan dünya yolculuğuna usul-yavaş, temkinli-emin, düşe-kalka, hayalli-düşlü, umutla ve hakikate olan inançla yola devam etmektir elzem olan. El’lerin lekelerini bir bir sayacağına kendi elindeki lekelere dön bir bak. Hiç olmazsa birini yıkamaya uğraşırken yenisini eklemekten alıkonulmuş olursun, diyorum kendime. Kutlu bir yolculuktur bu, hepimize mübarek ola… Suna KIZILIRMAK 26 Ekim 2012 2205 capelYasaklı Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Turgut Uyar-Göğe Bakma Durağı Soru9. Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnı9. Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım isinsin diye bakıyorum isiniyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Bu dizelerde aşağıdaki ses olaylarından hangi- si yoktur? A Ünsüz yumuşaması B Ünlü düşmesi C-Ünsüz benzeşmesi D Ünlü daralması E Ünsüz düşmesi

senin bu ellerinde ne var