samipaşazade sezai küçük şeyler özeti

Site De Rencontre Gratuit Dans Le 27. Sergüzeşt romanının hakkında özeti , olay örgüsü, kişiler ve özellikleri , mekan ,zaman , bakış açısı ve Samipaşazade Sezai hakkında bilgiler verdik... Kitabın Adı Sergüzeşt Yazarı Sami Paşazade Sezai Sergüzeşt Romanı Özeti Esir tüccarları tarafından Kafkasya 'dan kaçırılan küçük çocuğu Hacı Ömer isimli bir adama satarlar . Hacı Ömer bu küçük kızı Mustafa Efendi haremine satar . Evin hanımı bu kızın ismini Dilber koyar ve uşağıyla birlikte Dilber'e evin işlerini yaptırıp sürekli işkenceler yaparlar. Mustafa Efendi' nin tayini Erzurum’a çıkar ve oraya gitmesi için para lazımdır, Dilber’i 65 liraya başka bir esirciye satarlar. Bu esirci Dilber’i Bir süre sonra 150 liraya Asaf Paşa konağına orada rahat bir hayata kavuşur. Asaf Paşa'nın ressam oğlu Celal Bey, Dilberi resimlerinde model olarak kullanırken Dilber'e aşık olur. Celal Beyin annesi bu ilişkiyi anlar ve oğlunu Dilber’den uzaklaştırmak için bir gün gizlice Dilber’i bir esirciye satar. Celal Bey bunu öğrenince üzüntüden yataklara düşer. Dilber, yeni efendisine odalık olmayı kabul etmez, bu yüzden cezalandırılır , bir odaya hapsedilir. Harem ağası da Dilber’i sevmiştir. Dilber’i odadan kaçırmak isterken ölür. Ne yapacağını şaşıran Dilber, çaresizlik içinde kendisini Nil nehrine atar ve hayatına son verir. Dilber böylelikle hürriyetine kavuşmuştur. Sergüzeşt Romanı Olay Örgüsü * Dilber’in Kafkasya’dan kaçırılarak İstanbul’a getirilmesi ve Hacı Ömer'in Dilber'i Mustafa Efendi’ye hizmetçi olarak satması * Mustafa Efendi’nin karısının Dilber'e uşağıyla birlikte evin işlerini yaptırıp, işkenceler yapması . * Mustafa Efendi'nin tayininin Erzurum'a çıktığı için Dilber'i Asaf Paşa konağına satması . * Asaf Paşa’nın ressam olan oğlu Celal Bey’in resim yaparken Dilber’i model olarak kullanması ve iki gencin zamanla birbirine aşık olmaları * Oğullarının bir esire aşık olmasını hazmedemeyen Asaf Bey ile Zehra Hanım’ın Dilber’i gizlice bir esirciye satmaları ve Celal’in bunu öğrenince yataklara düşmesi * Dilber yeni efendisine odalık olmayı kabul etmediği için hapsedilmesi * Sarayda Dilber’e aşık olan Cevher adında harem ağasının Dilber’i kaçırırken ölmesi * Dilber, çaresizlik içinde kendisini Nil nehrine atması ve hayatına son vermesi Sergüzeşt Romanı Kişiler ve Özellikleri Dilber ,Celal Bey , Cevher Ağa, Taravet , Zehra Hanım , Hacı Ömer , Latife ve anneannesi , Mustafa Efendi ve karısı Ana kahramanlar Dilber , Celal Bey , Cevher Ağa Kişiler ve Özellikleri Dilber Dilber küçüklükten beri eziyet dolu hayata sahiptir . Dilber yaşamı boyunca çok acılar çekmiştir ve ne kadar hür olmayı istesede yaşamı boyunca hep esir kalmıştır , çok güzel ve namuslu bir kızdır. Celal Bey Ressamdır . Resimlerinde model olarak kullandığı evın hizmetçisi dilbere aşık olmustur, annesi dilberi evden ayırdığında askından yataklara düşmüştür. Asaf Pasa' nın ogludur , Zehra hanım da annesidir. Hacı Ömer Bir esircidir merhametsizdir . Mustafa Efendi kötüye kullanan ve rüşvet yiyen biridir. Taravet Mustafa Efendi ve eşinin evinde Arap bir uşaktır .Kötü yürekli ve gaddardır. Latife ve annanesi Latife ve anneannesi çok iyi ve merhametlidirler. Asaf Paşa Zengin bir adamdır . Zehra Hanım Asaf Paşanın karısıdır. Kötü kalplidir öyleki oğlunun Dilber'i sevdiği halde oğlunu bir esire yakıştırmaz ve onları ayırmak için Dilber'i gizlice başka bir esirciye satar. Cevher Ağa Harem ,iyi yürekli biridir. Sergüzeşt Romanı Mekanları Hacı Ömer'in evi Mustafa Efendi'nin haremi Asaf Paşa'nın konağı Mısırlı zengin tüccarın haremi Sergüzeşt Romanı Zaman Roman Dilber'in Kafkasya'dan yedi yaşında kaçırılmasıyla başlar Nil Nehri'ne kendini atarak hayatına son vermesiyle son bulur. Romanda kronolojik bir zaman sıralaması 19. yüzyılda geçmektedir. Yaşanan zamanı bilinmemekle birlikte yazıldığı dönemde yaşanmış olabilir. Sergüzeşt Romanı Bakış Açısı Sergüzeşt romanı “Gözlemci bakış açısı” ile yazılmıştır. Samipaşazade Sezai Kimdir ve Eserleri Samipaşazade Sezai 1859 yılında dünyaya gelmiştir. Babasının dönemin Eğitim bakanı olduğu bilinmekle birlikte babasının ismi de Abdurrahman Sami Paşa’dır. Annesi, Abdurrahman Sami Paşa’nın ikinci karısı olan Dilarayiş Hanım’dır. Samipaşazade Sezai’nin dil bilgisinin oldukça iyi olduğu ve birçok yabancı dil bildiği de bilinmektedir. Samipaşazade’nin bildiği diller arasında Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca İngilizce olduğu da hayatı hakkında bilinen noktalar arasındadır. Eğitiminin büyük bir çoğunluğunu eve gelmekte olan özel hocalarla yapan Samipaşazade’nin eğitim düzeyi oldukça iyidir. Tanzimat edebiyatı şiir geleneğini benimsemiş ve eserlerini bu doğrultuda hazırlamış olan Samipaşazade yirmi yaşına kadar resmi olarak çalışmamıştır. Hayatının bu dönemine kadar kendini edebiyat anlamında geliştirmeye adamıştır. Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur olarak girerek hayatının ilk iş deneyimini yaşamıştır. Babasının ölümüyle birlikte Londra Elçiliği İkinci Kâtipliğine atandı fakat buradaki kurallara uymadığı için İstanbul’a tekrar döndü. Samipaşazade eserlerinde Namık Kemal’i örnek alarak bu yönde ilerleme göstermiştir. Hayatı boyunca birçok şiir ve oyun yazısı ortaya koyan Samipaşazade Sezai 26 Nisan 1936 tarihinde vefat etmiştir. Samipaşazade Sezai Eserleri Roman Sergüzeşt 1889 Öykü Küçük Şeyler 1892 Oyun Şir 1879 Sohbet - Anı - Eleştiri Rumuzu'l- Edeb 1900İclal 1923 Makalemi faydalı bulduysanız Yorum yapabilirsiniz .Teşekkürler Siyasetçi, diplomat ve yazar kimlikleriyle bilinen Sami Paşazade Sezai, 1859'da İstanbul'da doğdu. Babasının konağında özel öğrenim görerek tahsiline başladı. Burada Arapça, Farsça, Fransızca ve Almanca öğrendi. Görev nedeniyle gittiği Londra'da da İngilizce öğrendi. Sami Paşazade Sezai'nin "Maarif" başlıklı ilk yazısı "Kamer" gazetesinde 1874'te yayımlandı. Bu eser onun tanınmasında büyük rol oynadı. "Şir" ismindeki üç perdelik oyunu da 1879'da yayımlandı. Yirmi yaşına kadar hiçbir görev kabul etmeyen Sami Paşazade Sezai, 1880'de ilk görevi olan Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi'ne memur oldu. Babasının vefatıyla da Londra elçiliğinde görevlendirildi. Burada olduğu sürede Fransız ve İngiliz edebiyatlarını yakından tanıma fırsatı buldu. Şapka Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle elçilik görevinden azledilip İstanbul'a dönmek zorunda kaldı. İstanbul'da kaldığı 1885-1901 yılları arasında edebi anlamda çok verimli bir dönem geçirdi. Sami Paşazade Sezai, çok verimli bir sanatçı olmayıp "Sergüzeşt" romanıyla ön plana çıktı. Bu eseri onu Türk edebiyatının ilk romancıları arasına soktu. 1891'de hikâyelerini "Küçük Şeyler" ismindeki kitabında; bazı makale ve hikâyelerini ise "Rümuzü'l Edeb" ismindeki kitabında topladı. 1901-1908 yılları arasında Paris'te kaldı. Paris'te olduğu zaman diliminde Jön Türkler ile tanıştı. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne katıldı. Sami Paşazade Sezai, II. Meşrutiyet'in ilan edilmesiyle İstanbul'a döndü. Hemen akabinde Madrid'e elçi olarak görevlendirildi. Oradan da İsviçre'ye geçti ve uzun süre orada kaldı. 1921 yılında tekrar İstanbul'a döndü ve emekliye sevk edildi. Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine mensur tarzda bir mersiye kaleme aldı. Nesir ve anılarını da bunun yanında 1924'te yayımladığı "İclal" ismindeki kitabında topladı. Sami Paşazade Sezai, 26 Nisan 1936'da İstanbul'da zatürre hastalığından yaşamını yitirdi. Cenazesi Göksu Mezarlığı'na defnedildi. Edebi Kişiliği Tanzimat II. Dönem sanatçılarından olan Sami Paşazade Sezai, "sanat için sanat" anlayışına bağlıdır. 1874'te "Kamer" gazetesinde yayımlanan yazılarıyla tanınan sanatçı Tanzimat II. Dönem roman ve öykü yazarı olarak öne çıkar. Birçok türde eser vermesine karşın asıl ününü realist çizgide verdiği roman ve hikâyeleriyle kazanır. Roman ve öykülerinde realizm akımının etkisinde kalır. Romancılığımızı realizme yönelten kişidir. Şiirlerinde ise romantizmin etkisi görülür. Sami Paşazade Sezai'nin eserlerinde gerçekçi olduğu ve gözleme yer verdiği görülür. Roman ve öykülerinde halkın içindeki kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşantısıyla olduğu gibi realist bir şekilde yansıtır. Devrine göre roman ve hikâyelerinde güçlü bir gözlem gücüne sahiptir. Küçük, önemsiz, şaşırtıcı konu ve olayları ruh çözümlemeleri ile doğal ve günlük konuşma diliyle işler. Divan Edebiyatı'na karşı çıkan Sami Paşazade Sezai, Namık Kemal ve Abdülhak Hamit Tarhan'ın etkisiyle Batı edebiyatına yönelir. Modern tarzda kısa hikâyelerin kurucularındandır. Alphonse Daudet'ten esinlenerek yazmış olduğu Batı tarzındaki öyküleri ile tanınır. "Esaret" ve "zavallılık duygusu" temaları eserlerinde önemli bir yer tutar. Özellikle "Sergüzeşt" romanı ve Batılı yazarlardan esinlenerek kaleme aldığı "Küçük Şeyler" adlı hikâye kitabı ona büyük ün kazandırır. Bir paşazade ile cariyenin aşk öyküsünün anlatıldığı "Sergüzeşt" romanında realist bir üslupla esaretin, esir ticaretinin sosyal hayattaki yerine dikkatleri çeker. Burada Kölelik kavramını eleştirir, özgürlüğü savunur. Eserde Kafkasya'dan kaçırılan zavallı ve aynı zamanda kimsesiz olan Dilber adlı kızın trajedisini konu edinir. Sami Paşazade Sezai, "Sergüzeşt" romanında köleliği eleştirip kişi hak ve özgürlüklerini savunduğundan Servetifünun romanı üzerinde etkili olur. Bu eser aynı zamanda romantizmden realizme geçiş özellikleri taşır. Eserde, özellikle de Fransız realizminin izleri ön plana çıkar. "Küçük Şeyler", Batılı tarzda modern, gerçekçi ilk öykü örneği sayılır. Bu kitap ile Sami Paşazade Sezai, Servetifünun yazarlarını etkilemeyi başarır. "Jack" ismindeki romanı Türkçeye çevirir. "Şîr" oyunu, sanatçının ilk eseridir. Çok genç yaşta kaleme aldığı için eserde acemilikler oldukça fazla yer alır. Üç perdelik ve dili sade olan oyununu sahnelemek için değil oynanmak için kaleme alır. Eserlerinde betimlemelerin olduğu bölümler hariç özellikle de konuşma bölümlerinde sade ve yapmacıksız bir dil kullanır. Eserleri Roman Sergüzeşt Öykü Küçük Şeyler Kediler İclal Hiç Düğün Düzyazı Rümuzu'l Edep Oyun Şîr Ayrıca bakınız Tanzimat Edebiyatı Hazırlık Dönemi Tanzimat Edebiyatı I. Dönem ve Özellikleri Tanzimat Edebiyatı II. Dönem ve Özellikleri Tanzimat Edebiyatı I. Dönem Sanatçıları Tanzimat Edebiyatı II. Dönem Sanatçıları Ayrıca bakınız Error 522 Ray ID 739841b6cbd7b8a9 • 2022-08-12 094212 UTC AmsterdamCloudflare Working What happened? The initial connection between Cloudflare's network and the origin web server timed out. As a result, the web page can not be displayed. What can I do? If you're a visitor of this website Please try again in a few minutes. If you're the owner of this website Contact your hosting provider letting them know your web server is not completing requests. An Error 522 means that the request was able to connect to your web server, but that the request didn't finish. The most likely cause is that something on your server is hogging resources. Additional troubleshooting information here. Cloudflare Ray ID 739841b6cbd7b8a9 • Your IP • Performance & security by Cloudflare Tanzimat dönemi yazarlarından “Samipaşazade Sezai”nin “Kediler” adlı öyküsü, “Küçük Şeyler” adlı kitabında yer almaktadır. Yazar bu kitabındaki öykülerinde kişilerin iç dünyasını, değişik konulardaki hassasiyetlerini, duygu ve düşüncelerini işlemiştir. Öyküde ihtiyar Rossini’nin küçük dünyasındaki küçük hassasiyetleri işlenmiştir. Hikâye kahramanı ihtiyar Rossini, kendi hayatını tek başına devam ettirecek maddi ve sosyal kaynaklardan yoksundur. Karısının beslediği kediler yüzünden, çaresizlik içinde terk ettiği evine geri dönmek zorunda kalan biridir. İhtiyar Rossini’nin karısı, kedi beslemeyi tutku haline getirmiş bir kadındır. Kedileri kocasına tercih edecek kadar bencil, anlayışsız ve vefasız biridir. Nedeni bilinmiyor ancak kocasına hiç değer vermiyor, onu çok iyi tanıdığı için neler yapabileceğini iyi biliyor ve aldırmıyor. Öykü, İhtiyar Rossini’nin eşine “Ya ben ya kediler?” demesiyle başlar. Adamın eşi “ Kediler!” diyerek kedileri tercih ettiğini söyler. Otuz üç yıldır evli olan yaşlı adam, bu cevap üzerine evliliğini sorgulamaya başlar. Kedilerden büyük ölçüde ve sürekli rahatsızlık duymaktadır. Kedilerden biri ekmeğini çalmış, diğeri sütlü kahvesini içmiş, öteki de fincanını kırmıştır. Adam kedilerden birine bastonla vurmak isterken merdivenlerden düşüp yuvarlanır. Bunun üzerine eşiyle kavga eder. Kadın kocasına “Hiç kediye öyle vurulur mu? Ya bir yeri kırılsaydı…” deyince adam iyice hiddetlenir. Evden sinirli bir biçimde çıkıp karısını kaymakama şikayet eder, ancak bir sonuç alamaz. Gece yarısı karar verip sabah eşyalarını toplayıp evi terk eder. Bir süre sokaklarda dolaşır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseder. Üstelik parası ve gideceği başka bir yer de yoktur. Evine geri döner. Hiçbir şey söylemeden odasına çıkar ve hırsından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Öykü, karısının “O kadar haykırarak ağlama. Kedilerimi mi korkutacaksın!” sözleriyle son bulur. Öykü İstanbul’da Ada’da geçer. Olayın geçtiği mekânlar; ev, küçük oda, Ada’nın sokakları ve meyhanedir. Öyküde net bir zaman kavramı yoktur. Zaman genellikle “bir gün”, “sabah”, “akşam”, “33 yıllık evlilik” gibi ifadelerle belirtilir. Yazar, öyküyü ilahi bakış açısıyla anlatmıştır. Hikâyeyle ilgili her şeyi görüp, her şeyi bilmektedir. Öykünün dili günümüze göre oldukça ağırdır. Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür. Öykü genelde uzun cümlelerden oluşmuştur. “Bir günlük mahsul-i mesaisinin böyle mahv ve heder olmasından teessürle başını eline dayayarak pencerenin önünde oturdu. İşte orada, duvarın altında kahvesini içen, ekmeğini çalan, fincanını kıran, kendisini sabah keyfinden mahrum eden, velhasıl evinde bütün rahat ve asayişini selbeyleyen kediler, güneşe karşı abanoz gibi mücella siyah, kar gibi beyaz, sarı benekli, elvan-ı revnak-efzaları ve her an ve saniye renkleri değişen çeşman-ı pertev-füruzanları nazarında bir kavs-i kuzah teşkil ettiği esnada ön ayaklarını iptida ağızlarına götürüp nisvana mahsus bir tavr-ı işvebâzane ile yüzlerini temizleyerek safa-yı hatırla sabah kahvaltısını hazmetmekte ve öğle taamın hazırlanmaktaydılar.” Öyküdeki temel çatışma karı koca arasındaki çatışmadır. Aynı zamanda Rossini de kendi içinde bir çatışma yaşamaktadır. Öykünün ana fikri; “kimsesizlik ve çaresizlik insanlara istenmeyen şartlarda yaşamayı ve sabretmeyi öğretir” düşüncesidir. Bunun yanında evlilikte anlayışın önemi vurgulanmış, hayvan beslemek, bazı kişilerde tutku haline gelirken bazılarının bundan rahatsız olabileceğini dile getirmiştir. Türk edebiyatının ilk öykülerinden biri olan “Kediler” adlı öykü; dili ağır, konusu sıradan olsa da bir döneme ışık tutması ve öykünün geçirdiği evreleri göstermesi bakımından edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Samipaşazade Sezai Hayatı Samipaşazade Sezai,1860 yılında İstanbul’da doğdu. Tanzimat devri ileri gelenlerinden, ilk Maarif Nazırı Eğitim Bakanı Abdurrahman Sami Paşa ile Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının konağında özel öğrenim gördü. Çocukluk ve gençlik dönemleri, bazı eserlerinde özlemle anlattığı bu konakta geçti. Dönemin tanınmış yazar, şair ve devlet adamlarıyla bu konakta tanıştı. Eğitim yıllarında Arapça, Farsça, Fransızca, Almanca, Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. 20 yaşına kadar herhangi resmi bir görev yapmayıp öğrenimine devam etti. 1880 yılında ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından inceledi. 1885 yılında elçilik kadrosundan azledilerek İstanbul’a döndü. İstişare Odası’na memur oldu. Samipaşazade Sezai’nin İstanbul’da geçirdiği 1886-1901 yılları onun edebi bakımdan en verimli dönemi yılında Jön Türkler’e katılmak üzere Paris’e gitti. Burada Jön Türklerin lideri Ahmet Rıza Bey’in denetiminde yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde II. Abdülhamit ve istibdat rejimi aleyhine yazılar yazmaya başladı. Daha sonraki yıllarda “Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıralarından” ve ”Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında Paris’te yaşadığı yılları ve Jön Türklere ilişkin anılarını dile getirdi. 1908 yılında, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. 1909’da Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne katıldı. 1909-1921 yılları arasında Madrid Serliği yaptı. Trablusgarp, Balkan, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını, tedavi için gittiği İsviçre’de geçirdi. O zamana kadar büyük bir hayranlıkla savunduğu ve örnek alınmasını istediği Batı uygarlığı hakkındaki düşünceleri yavaş yavaş değişmeye başladı. 1921 yılında elçilik görevinden azledildi. Bunun üzerine İstanbul’a döndü ve sadece yazılarıyla ilgilenmeye başladı. 1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine “Hidemat-ı Vataniyye” düzenlemesiyle maaş bağlandı. Ayrıca İstanbul Belediyesi’nin Mühürdar’da kiraladığı bir evde oturdu. 26 Nisan 1936’da hayata gözlerini yumdu. Ölümünün ardından Küçüksu Mezarlığı’na defnedildi. Edebi Kişiliği Samipaşazade Sezai, yazı hayatına 14 yaşında başladı. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayınlandı. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem ile yakın dost oldu. Gençlik yıllarında tanıştığı Namık Kemal’le sürekli mektuplaştı. Çok sayıda eseri yoktur. Bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları vardır. 1888 yılında bir paşazade ile bir cariyenin aşk öyküsünü anlattığı “Sergüzeşt” adlı romanı yayınlanana Samipaşazade, Türk edebiyatının ilk roman yazarları arasına girdi. Dönemin güncel konularından biri olan esareti işlediği eseri, basında büyük yankılar uyandırdı. Övgülerin yanında olumsuz eleştirilere de hedef oldu. Alphonse Dodudet’nin “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891 yılında öykülerini “Küçük Şeyler” adlı kitabında topladı. 1897 yılında “İkdam” gazetesinde makaleler yazdı. Bazı makale ve hikâyelerini “Rumuzü’l Edeb” adlı kitabında topladı. Türk edebiyatında modern anlamda, kısa öykünün kurucusu kabul edilen yazar, romantik bir mizaca sahip olmakla birlikte, gerçekçilik akımından da etkilendi. Bu tavrı, öykülerinde olduğu kadar gezi ve anı türündeki yazılarında da dikkat çekti. Konularını her zaman yerli hayattan seçti ve “sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Eserleri Roman Sergüzeşt 1889 Öykü Küçük Şeyler 1892 Oyun Şîr 1879 Sohbet – Anı – Eleştiri Rumuzu’l – Edeb 1900, İclal 1923 Osmanlı İmparatorluğu zamanında doğmuş 77 yıllık uzun bir ömür ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna şahitlik etmiş önce yazar, sonra diplomat ve siyasetçi olan Samipaşazade Sezai’nin hayatını, edebi kişiliğini işleyeceğiz bu yazıda. Her zaman olduğu için önce kısaca hayatına değinelim Samipaşazade Sezai’nin..Samipaşazade Sezai’nin HayatıSamipaşazade Sezai 1859 yılında İstanbul’da Osmanlı Devleti’nde doğmuş, 1936 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nde yine İstanbul’da 77 yaşında hayata gözlerini gibi şair ve yazar olan Abdurrahman Sami Paşa’nın ve Sami Paşa’nın ikinci eşi olan Gürcü asıllı Dilarayiş Hanım’ın oğludur Samipaşazade Sezai. Babası, Osmanlı Devleti’nin ilk eğitim bakanıdır. Abdurrahman Sami Paşa aynı zamanda Trabzon, Vidin, Girit valilikleri, Rumeli müfettişliği, Meclis-i Ayan üyeliği görevlerinde bulunarak devletin üst mevkilerinde görev yapmış önemli bir kişidir. Samipaşazade Sezai’nin babasının bir önemli özelliği de Avrupa’nın gelişmesinin nedeni olarak uyguladıkları ulusal politikayı görüyordu. Yani milliyetçi düşüncenin Avrupa’yı geliştirdiğini düşünüyordu. Bu bakımdan o da ülkesine yani o zamanlar monarşi ile yönetilen Osmanlı ülkesine milliyetçilik fikrini getirdi. Osmanlı ülkesine milliyetçilik düşüncesini getiren ilk kişi Samipaşazade Sezai’nin babası Abdurrahman Sami Paşa’ Sezai ilk eğitimini adet olmak üzere yaşadığı konakta gördü. Babasının da özel ilgisi ile Farsça, Arapça, Fransızca, Almanca dillerini öğrendi. Daha sonra Londra’da görev yapacak ve orada da İngilizce öğrenecek olan Samipaşazade Sezai beş dilen bir yaşına kadar para kazanmayı düşünmedi, herhangi bir devlet dairesinde görev almadı, kendini edebiyata verdi. Edebi açıdan kendini geliştirmek için inzivaya çekildiği bu zamanlarda henüz 14 yaşındayken Kamer adlı edebiyat dergisinde yazıları yayımlanmaya başladı. 1880 yılında 21 yaşında Evkaf Nezareti Mektubi Kaleminde – ki burada ağabeyi yönetici konumundaydı – işe girdi. Babası 1878 yılında hayatını kaybettikten sonra 1881 yılında Londra Elçiliği’nde ikinci katip olarak göreve başladı Samipaşazade Sezai. 1885 yılında İstişare Odasında çalışmaya başladı. Buradaki görevinin önemi İngiliz ve Fransız edebiyatını yakından izleme şansı bulmasıdır. Ne yazık ki 1885 yılında siyasal baskılar yüzünden görevinden azledilen Samipaşazade Sezai İstanbul’a yılında İstanbul’dan Paris’e kaçarak Jön Türklere katıldı. Bu kaçmasının nedeni Sergüzeşt adlı romanından sonra gözaltında olduğunu hissetmesi idi. Burada Şura-yı Ümmet gazetesinde aleyhine yazılar yazdı. Bu yazılar daha sonra Ahmed Rıza Bey tarafından ortaya yılında Madrit Elçiliği görevinde bulunan Samipaşazade Sezai Savaşı zamanında İsviçre’de idi. Tam 12 yıl boyunca Madrid Büyükelçiliği görevini sürdürdü. 1921 yıllında Mütareke yıllarında Türkiye’ye döndü. 1927 yılında TBMM tarafından “Vatana hizmet” kadrosundan ona aylık bağlandı, ev kirası da İstanbul Belediyesi tarafından ödendi. 1936 yılında uzun bir ömür yaşamış olarak hayata gözlerini yumdu, mezarı Göksu tarafından Receizade Mahmut Ekrem ile aynı yerdedir. Az sonra anlatacağımız gibi zaten kendisi Receizade Mahmut Ekrem ile Abdülhak Hamit ile yakın dost Sezai’nin Edebi YaşamıSamipaşazade Sezai, Tanzimat edebiyatı döneminde eser vermiştir ama kendisi Tanzimatçılar gibi çok fazla eser vermemiş az ve öz yazmıştır. Ünlendiği eseri ise kölelik ve cariyelik konusunu ele aldığı Sergüzeşt adlı Sezai’nin edebi kişiliği Namık Kemal ile tanıştıktan sonra daha yalın ve gerçekçi bir hale girmiştir. Bu bakımdan o Namık Kemal’in hem en büyük hayranı hem de onun dostu olabilmiştir. Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Diyorlar Ki” adlı söyleşi kitabında Samipaşazade Sezai, Namık Kemal ile karşılaşmasını şu şekilde anlatır“ Ben on yedi, on sekiz yaşımda idim. Ve Kemal Bey’i o sıralarda tanıdım. Kendisini ziyarete gittim. Hani kitaplarda filan yazarlar,işte ben Kemal Bey’i gördüğüm zaman kendimde , hiç mübalağasız söylüyorum, öyle bir heyecan duydum ve elini öptüm. Bence Kemal Bey’in dehası Türk’tür, nakiseleri de Türk’tür. Onda bir cihangirlik vardı, kendisine intikal eden bir cihangirlik vardı. İşte onun alem-i edebiyatta kopardığı fevkalade fırtına esnasında idi ki bende edebiyata girdim. Benim muhakematım filan ve vakitler tekmil Kemal Bey idi. Fransa’da hani bir Hugolaterlar vardı ya bende Kemal’e karşı öyle bir haldeyim. O iyi derse iyi o fena derse fena, bilmem niçin böyle idi. “ Ruşen Eşref Ünaydın, Diyorlar ki s. 38 / 39, TC Kültür Bakanlığı YayınlarıYukarıda da görüldüğü gibi Namık Kemal, Samipaşazade Sezai’yi hem edebiyat dünyasına girmesi içi yüreklendirmiş hem de ona kılavuz olmuştur. Yalnız Samipaşazade Sezai, Namık Kemal gibi yiğit değildir buna rağmen tek romanı ile üne Sezai’nin İlk Edebiyat DenemeleriSamipaşazade Sezai ilk yazılarını Kamer adlı dergide henüz 14 yaşındayken yayınlamıştır. 1874 yılında Kamer dergisinde yayımlanan ilk yazısının başlığı “Maarif”idi. O ilk gazeteye yazı verme hikayesini şöyle anlatır “ O zaman on dört yaşındaydım. O genç gönlü, basın sevdası, önüne geçilmez sevgisi ile doldurmuş ve kaplamıştı. Bir yazar olmak, imzasız olsun, ,iki üç satırlık bir yazımı gazetede basılı görmek, benim için hayata değer bir ikbal idi…. Fakat gazeteye nasıl yazmalı? Babam, gözyaşlarımla ettiğim yalvarışa bile mümkün değil izin vermiyor, hatta yazdıklarımı umumun değil kendisinden başka kimsenin görmesine müsaade etmiyordu… O aralık tanıdığım asalet erbabından, liyakatli bir necip zatın nezareti altında olarak “Kamer” namile bir gazete çıkmaya başladığını işittim. Hemen Galata’daki matbaasına koştum.” Rumuzü’l Edeb, s. 229- 301879 yılında üç perdelik oyunu “Şir” adlı eseri yayımlandı, bu eserde Namık Kemal’in etkisi olduğu -1901 yılları arasında görevinden azledildiği ve İstanbul’da kaldığı zamanlarda kendisini edebiyata verdi. Abdülhak Hamit Tarhan ve Receizade Mahmud Ekrem ile yakın dostluklarını bu dönemde kurdu. Ayrıca İngiliz ve Fransız elçiliklerinde kaldığı süre zarfında Avrupa edebiyatını yakından ve birebir tanıma fırsatı yaşında Namık Kemal ile tanıştı, onunla bağını hiç koparmadı ve sürekli mektuplaştı. Namık Kemal, Samipaşazade Sezai’nin hayatında bir dost ve aynı zamanda bir öğretmendi. Samipaşazade Sezai, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi’den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasında girdi. Samipaşazade Sezai, yazdığı Sergüzeşt adlı roman ile edebiyatımıza adını altın harflerle yazmıştır. Tek roman ile üne kovuşmuştur ki şimdi o romana ve Samipaşazade Sezai’nın bu romanı hangi hallerde yazdığına, yazdıktan sonra nasıl günler geçirdiğine yakından bakalımSamipaşazade Sezai ve Romanı Sergüzeşt1888 yılında yazılan Sergüzeşt adlı roman Samipaşazade Sezai’yi üne kavuşturan romandır. Sergüzeşt, bir kölenin hayatını en ince detaylarına kadar inceler. Eserin bu kadar önemli olmasının bir nedeni de konusunun kölelik ve cariyelik olmasıdır, fikir olarak da o zamanların romantik akımından uzaklaşıp gerçekçi bir bakış açısı kazanması onu diğer romanlardan ayırmıştır. Biz önce romanın küçük bir özetini verip konuya Romanının Konusu Sergüzeşt romanın baş kahramanı Dilber adlı bir cariyedir. Dilber köle olarak bir konağa satılır ve o konaktaki paşa oğlu Dilber’e aşık olur. Dilber, diğer cariyelerin aksine girdiği konakta iyi bir eğitim almıştır. Piyano çalmasını bilir, Fransızca bilir. Bir kölede olması beklenmeyecek donanıma sahiptir. Bu bakımdan da “şanslı” bir köledir. Kitabın ilk kısmında da her kölenin bu kadar şanslı olmadığından bahsedilir. Dilber bu kadar iyi bir eğitim almış olmasına rağmen bir cariye olduğu için paşa oğlu ile evlenilmesine izin verilmez. Sergüzeşt’in Yazım MacerasıSamipaşazade Sezai, kırk cariyeli bir konakta büyümüş zengin bir paşanın oğludur. Yalnız bu konaktaki kırk cariye de Sergüzeşt romanındaki Dilber gibi yetiştirilmiştir. Bu bakımdan roman iki kısma ayrılır. İlk kısımda cariyelerin çektikleri sıkıntılar anlatılırken ikinci kısımda Dilber’in eğitim hayatı ve iyi yetiştirilmesi konu edinir. Samipaşazade Sezai ikinci bölümü kendi gözlemlerine dayanarak yazmış ilk bölümü de başka kaynaklara başvurarak yazmıştır. Bu kaynaklardan birisi de Victor Hugo’nun Sefiller adlı romanıdır. Dilber’in çocukluğu Sefiller romanındaki Cosette’nin yaşamından esinlenerek yazılır ama gençliği Samipaşazade Sezai’nin kendi Sezai bizzat cariye sisteminin içinde büyüdüğü için Sergüzeşt adlı eserindeki gözlemleri oldukça kuvvetlidir. Bunun en güçlü örneğini karşılaştırarak görebiliriz. Ahmet Mithat Efendi de kölelik sorununu işleyen eserler kaleme almıştır onun eserlerindeki gözlem Samipaşazade Sezai’deki gözlem kadar başarılı değildir. Bu bakımdan kendi devrinde Sergüzeşt, kölelik ve cariyelik konusunu en iyi işleyen Romanında Doğu ve Batı KültürüUnutulmamalıdır ki Samipaşazade Sezai bir Tanzimat dönemi yazarıdır. Bu bakımdan da Tanzimat dönemindeki Doğu ve Batı medeniyeti ikiliğini içinde yaşar. Tanzimat döneminde Doğu medeniyetinden Batı medeniyetine geçiş vardır. Hatta bu geçiş çoğu romanda özentilik olarak da ele alınır. Bakınız Receizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası adlı romanı buna en iyi örnektir.Sergüzeşt romanında Asım Bey’in konağı da bu ikiliği bize en iyi şekilde gösteren bir konaktır. Batılılaşma hareketi için neden halkın değil bir konağın seçildiği de önemli bir soru olacaktır. Bu sorunun cevabı ise değişimin doğası ile ilgilidir. Değişim her zamanda yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşir. Yani önce saray değişir, daha sonra soylu kesimi ve en sonunda da halk değişir. Bu bağlamda ikiliğin en ciddi olduğu yer elbette Asım Bey’in konağı romanında Doğu kültürünün özellikleri özellikle Asım Bey’in konağında şu şekildedirHala cariyelik kültürünün olmasıFellak dadıların olmasıDoğu’nun düşünce yapısı Dilber’in köle olduğu için paşa oğlu ile evlendirememesi gibiDoğu mobilyaları Halılar en önemli unsurDoğu adetlerinin devam etmesiKadınların çarşafa kapanarak dışarı çıkmasıAtaerkil aile anlayışıEvde haremlik – selamlık olması yani Doğu tarzı yaşamın devam etmesi Sergüzeşt romanında Batı kültürünün özellikleri özellikle Asım Bey’in konağında şu şekildedirFransız mürebbiyelerin bulunmasıEvdekilerin piyano çalmayı öğrenmeleriEvdekilerin Fransızca öğrenmeleriBatı müziğinin sevilmesi Paris mobilya dergilerinin takip edilmesiAvrupa edebiyatının takip edilmesi, kişilerin Fransızca roman okumalarıParis moda dergilerinin takip romanın en önemli özelliği bu ögelerin hepsinin içinde barındırılmasıdır. Bu bakımdan da Tanzimat dönemindeki ikiliği gözler önüne serer. Asım Paşa’nın konağındaki bu durum, Sergüzeşt adlı eserde gerçekçi bir bakış açısı ile abartısız şekilde Romanında Romantik Akımdan Gerçekçi Akıma Geçiş“ Namık Kemal etkisi görülen Sergüzeşt, Türk edebiyatında romantizmden gerçekliğe geçişin başarılı örneklerinden sayılır “ der Atilla Özkırımlı. Asım Bey’in konağındaki Doğu kültürüne ve Batı kültürüne ait ögeleri abartısız ve gözleme dayanarak anlatmasıİşlediği konunun hayatın içinden olmasıKölelerin yaşamını gözlemleyerek bu eserini yazması Anlatımının tarafsız olmasıTip yerine karakter kullanmasıBu karakterlerin seçimiMekan betimlerinin gözleme dayanarak ve gerçekçi bir şekilde yapılması eserin realist bunlara rağmen esere tamamen gerçekçi diyemiyoruz çünkü eserde aynı zamanda romantik bir havaya da rastlıyoruz. Bu eser için söyleyebileceğimiz en iyi tespit Sergüzeşt romanının romantizmden gerçekçi romana geçiş romanı olduğudur. Üstelik bu geçiş romanı oldukça başarılıdır. Sergüzeşt Romanının DiliSergüzeşt romanın dili tertipli ve tutarlı değildir. Aslen tarz olarak Namık Kemal’e uyar Samipaşazade Sezai ama yazılarında Türkçenin Acem ve Arap unsurlarından temizlenmesine taraf olduğunu açıklamasına rağmen romandaki mekan tasvirlerinde dili ağırlaşır. Ayrıca zaman zaman da özensiz bir dile yaklaşır. Yalnız diyaloglarda Türkçe daha arı ve ağdasızdır. Samipaşazade Sezai’nin “üslub-ı ali-i şairane” denilen roman üslubu, Servet-i Fünun romanının dilini etkilemiştir. Sergüzeşt Romanı için Son SözSergüzeşt romanının Türk edebiyatı için önemini maddeler halinde sıralarsakSergüzeşt romanı dönemi çerçevesinde köle ve cariyelik konularının ele alındığı en başarılı romandır. Kendisinden önce Ahmet Mithat’ın da kölelik konusunu işlediğini ama Samipaşazade Sezai’nin ondan daha başarılı olduğunu unutmamak romanı yazarı Samipaşazade Sezai’nin gözlemlerine dayanır. Bu romanı okurken Samipaşazade Sezai’nin zengin bir konakta aynı Dilber gibi onlarca cariye ile büyüdüğünü unutmamak romanının dili yer yer savruk, yer yer ağır ama tarz olarak Namık Kemal tarzında romanı romantizmden gerçekliğe geçişin ilk medeniyetinde Batı uygarlığına geçişin tüm unsurlarını görebiliyoruz. Bu bakımdan Tanzimat döneminin kültür ikiliğini oldukça net bir şekilde Sezai’nin ÖykücülüğüSamipaşazade Sezai, kısa öykülerini Küçük Şeyler adlı öykü kitabında toplar. Bunlar Batı tekniğine uygun olarak yazılan kısa öykülerdir. Kısa öykülerinde Batı edebiyat dünyasından Alphonse Daudet’i örnek almıştır. Batılı anlamda ilk gerçekçi öyküler Samipaşazade Sezai tarafından verilmiştir. Samipaşazade Sezai Hakkında Edebi TenkitGerek kölelik gibi bir konuyu gerçekçi bir bakış açısı ile işlemesi gerek de kısa öykülerinde Batı tekniğini kullanmasıyla Samipaşazade Sezai, yenilikçi edebiyatın öncülerindendir. Bu bakımdan da Tanzimat edebiyatında önemli bir yere Sezai, öykülerinde Alphonse Dauet’i örnek alan, edebiyat anlamında Abdülhak Hamit hayranı ve Victor Hugo ile Namık Kemal etkisindedir. O, romantik ve insancıl bir şekilde çevresindeki insanlara bakar, onları romanında konu edinir. Buna rağmen Rauf Mutluay için 77 yıllık bir yaşama sığdırılan iki eser durumda yani ne kadar az eser verirse versin Türk edebiyatında romantizmden gerçekliğe geçişin köprüsüdür Samipaşazade Sezai. Yalnız elbette on dört yaşında edebiyata atılmak için babasının sözünü çiğneyen birisinin bu kadar az eser vermesi kabul Sezai, Sergüzeşt adlı eserini yazdıktan sonra tehdit edildiğini düşünerek Avrupa’ya kaçar. Belli ki fikir ve idealleri onun daha iyi edebi eserler vermesini sağlayacaktı ama kendisinde o “cengaverlik” döneminde yani kendisine aylık bağlandığında da önemli bir eser vermedi. ESERLERİRoman Sergüzeşt 1888Öykü Küçük Şeyler 1892Oyun Şir 1879Sohbet/Eleştiri/Anı Rumuzu’l- Edeb 1900, İclal 1923

samipaşazade sezai küçük şeyler özeti